canan's profile CANANPhotosBlogListsMore Tools Help

CANAN

HİÇ ÖMÜR YETEM Mİ? BİR SEN DAHA BULMAYA BİRTANESİ.......
Ziyaret ettiğiniz için teşekkürler!
Please wait...
Sorry, the comment you entered is too long. Please shorten it.
You didn't enter anything. Please try again.
Sorry, we can't add your comment right now. Please try again later.
To add a comment, you need permission from your parent. Ask for permission
Your parent has turned off comments.
Sorry, we can't delete your comment right now. Please try again later.
You've exceeded the maximum number of comments that can be left in one day. Please try again in 24 hours.
Your account has had the ability to leave comments disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
Complete the security check below to finish leaving your comment.
The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.
Photo 1 of 57
June 04

ARKADAŞ

Arkadaş

 

 

 

 

Olmasın o ta içten
Gülen gözlerde yaş...
Bir gün gelip ayrılsak da
Seninle arkadaş...

 

 


Bir kıvılcım düşer önce
Büyür yavaş yavaş
Bir bakarsın volkan olmuş
Yanmışsın arkadaş

 

 

Dolduramaz boşluğunu
Ne ana ne kardaş
Bu en güzel bu en sıcak
Duygudur arkadaş

 


Ortak olmak her sevince
Her derde kedere
Ve yürümek ömür boyu
Beraberce el ele

 

 


Olmayacak o ta içten
Gülen gözlerde yaş
Bir gün gelir ayrılsak ta
Seninle arkadaş....

 

 


 

Yılmaz Güney

 

UZAK KADERLER İÇİN

UZAK    KADERLER   İÇİN

 


Birgün, bir yağmurla garip garip
Çoluğu çocuğu terk edeceğim.
Bir sevgiyle doymayacak kalbim,anladım
Alıp başımı gideceğim.

 

 

Asır yirminci asırdır, amenna.
Bir yanımda sevgilerim, bir yanımda sancım
Neon lambaları büsbütün karartır gecemizi
Uzaklar daha uzaklaşır.
Bir define çıkarır gibi kayalardan, Ademden beri
Sımsıcak sevgilere muhtacım.

 

 

Bir gün alıp başımı gideceğim
Yıldızlar ışısın, yollar üşüsün, yollar...
Belimi bir ılık şal sarsın, mavi
Hüzünlü bir serencamın ardından, şarkısız

 


Rüyâlarım unutulmuş bir handa pes desin
Görmüş geçirmiş bir çift duygulu dudak karşısında.

Kendi kendine çekilmez oluyor ömrüm
Her insanın ayrı ayrı yaşayabilsem kaderinde.
Diyarı gurbette kanlı bir aşk,
Bahtsız bir çocukluk uzak köylerin birinde.

 

 

En uzak beyazlar,
En yakın ikindilerde, duygulu
Ve bir sahil meyhanesinde bir akşam
İçip içip ağlasam...

 

Nasıl kısa kesmeli bilmiyorum,
Herkesin derdinden pay isterken?
Uzak kaderlerin suları çağlar şimdi
Yıldızlar dökülür sonsuza içimizden.

 

 

 

Bir gün, bir parkta otururken, biliyorum
Bir el yağmurla dokunacak omuzuma
Bir çift göz, bir davet, bir kalp
Çoluğu çocuğu terk edeceğim.

 

 


Yapraklar dökülecek, çiçekler solacak
Bir sonbahar, bir sabah ve bir yağmur olacak
Toprak ve insan kokularıyla
Uğultulu bir sarhoşluk içinde, yıllar için
Başımı alıp gideceğim.


                                      Edip Cansever
 

 

 

 

March 21

Aşkı yüreğime kazıyana, aşkı bana düşündürene ve hissettirene aşığım...

Sustum kendime...

Yazılmamışların sendeki özlemi, gözlerine vurgun olur, bir vakit öldüğünü düşünürsün! Yaşadığın anda kaybettiklerinden geriye kalanlarla aşk artığı yanlarını örtersin. Ve bir yılın en kısa gecesinde en uzun yalnızlığı, tuzlu yanaklarınla yaşarsın! Her damla bir yıldız kayışı kadar asırlık… Oysa sen an’da gördüğün sanırsın gökyüzü eylemlerini. Yanılırsın! Böyle bir gecede, kimse haklı çıkmaz; kimse senden yana çıkmaz. Sesinden başlayan yalnızlık, başkalarının kalabalıklılığına paraleldir. Sahnenin aralara verilmesi, elde olmayan sebeplerdendir. Kaderdir ve kusura bakılmaz çoğul gülüşlerin, boğazına attığı düğümlerde.

Sen inatla “sana kaldım” desen de ona, kaldığın yan, ondan ibaret sana aittir. Senden ibaret bir yer yoktur sende, onda, hiçbir yerde… Olmayan senin yaşaması, eski bir alışkanlıktır. Durduk yere seni öldürmek, yazık etmektir sana! Boyuna, rasgele, serserice ve elden düşme nefeslerle yaşar sen! Ama sadece onda!

O dediğin bir çocuktur! Sen ondan çok büyük bir kadın! Bilirsin, bilmezden geldiklerinin zihninin sana bir oyunu olduğunu. Unutmalardan kaçmana gerek de yoktur aslında. Dudağının kız kurusu yalnızlığında bile hatırlayacağın olacaktır o!

Pişmanlığa gerekçe söylediklerin... Susmazsın! Sussan, yazarsın! Yazdığında, acır bazı iç’ler… Yazdığında kanar bazı iç’ler… Sana, kendine, ikinizden oluşmayacak biz’lerin kalabalıklar arasında ortaya çıkan düşlerine… Çocuk olan sensin aslında ve yalnız sustuğunda büyüyorsun. Sustuğunda anlam buluyor kelimelerin… Sustuğunda özleniyor ellerin. Ama sadece sustuğunda, suskunluğunda… Bir gerçektir kendini büyüttüğün sessizliğinin, sesini aratmadığı hiçbir kulağa.

Çıkar gözlerinden, bakışlarınla bilediğin anne şefkatini! Bir kez büyür çocuklar. O, adam oldu. Adam gibi. Adı gibi. Onu büyüten eller yaşıyor gururunu. Sen tanığısın sadece. Geç kaldın! Genç kaldın! Şimdi bir gülkurusu tazeliğinde dudaklarınla ezber etme onu! Nasılsa, unutmayacaksın!


Bana biraz Sükût gerek...
Sükût`u öğretmeliyim dilime...

YAŞA

INANDIGI GIBI YASAMAYAN
YASADIGI GIBI INANMAYA BASLAR

SADECE ÖLÜYORUM ÖTESI YOK

Gece yarısı ayazlar üç-beş devriyesini atmakta yine. Sensiz geçen bir günü yine sensiz gecelere kendi ellerimle gömüyorum. Sen yokken anlamı yok baharların artık .Anlamı yok çekilen onca acıların. Anlamı yok sensizliğin. Sadece benden bir ömür uzaklığa gitmiştin. Hem de hiç dönmemecesine.. Gelişin baharları müjdelemişken, gidişin bu kadar sessiz olmamalıydı. Bu kadar ölümüne sevmişken, bir gülüşün için canımdan vazgeçmişken, gidişin bu kadar suskun olmamalıydı. Yoksun sadece yok…Bu kadar basit olmamalıydı ölmelerim, bu kadar çabuk bu kadar erken solmamalıydı çiceklerim. Artık ne sesin yankılıyor sokaklarımda, ne de varlığın geziniyor damarlarımda.. Sadece yokluğun kanıyor dudaklarımın ucunda.. Sadece suskunluğum can veriyor ayak uçlarında. Sadece ölüyorum yokluğunda.. Sadece ölüyorum, ötesi yok inan…

Sadece yoksun, ötesi yok inan..Gittin ve senin ellerinin yerine şimdi sonbahar yaprakları avuç içlerime kıvrılıp çığlık çığlığa soluyorlar.. Yokluğunda yüreğimin duvarlarına çerçevelenmiş hatıralarına bakıp bakıp sensizliğini dinliyorum. Sonra da suskunluğuna diz çöküp yalnızlığını demliyorum. Yoksun, her gece gözlerimde kanıyor senli hatıralar. Uykular firarda. Üzerime zifiri karanlığı örtüp seni anıyorum kırık dökük kelimelerimle. Sancılara girdap gönlümle adını sayıklıyorum ardı ardına. Yavaş yavaş boğuluyorum . Yavaş yavaş dibe çekiliyorum..Yoksun, gözyaşlarımı biriktiriyorum avuçlarımda. Yoksun, mürekkebimden sızıyor kan rengi kelimeler. Bendeki adın hala bir ömür ile anılırken, kim bilir ölümsüz sevdam senin ayak uçlarında son nefesini vermekte.. Canım acıyor sevgili. Puslu bir havada vurulur, olduğun yere yığılırsın ya hani.. İşte gittiğin gün yalnızlığın mıhlandı alnımın ortasına. Gittiğin gün dudaklarıma mühürlendi adın…Şimdi yoksun ama ne senihatıralara gömüyorum ne de yalnızlığına boynumu büküyorum. Seni sensiz savaşatıyorum. Çünkü; ben seni “ sensizlikte “ bile ömür boyu bekleyecek kadar sevmiştim. Eğer unutmak için sevmiş olsaydım seni, acıların için sırtımı semer bilmezdim. Ben seni yürüdüğün dikenli yollarda can yoldaşın olmak için sevdim. Ben seni yüreğime dokunduğun için, ben seni gül yüreğin için sevdim…

Hani acılarla beraber savaştık, hani her şeye inat sevdamızla ayakta kalacaktık.. Dimdik duracaktık kör ayazların önünde, gerekirse bedenlerimizden vazgeçip ölümü bile gurur sayacaktık aşkın kutsallığında..Şimdi canımı acıtıyor senli hatıraların gözbebeklerimde çığlık çığlığa ölmeleri. Canımı yakıyor suskunluğun dudaklarıma diklenen arsız kelimeleri. Savaşı kaybetmiş bir askerin düşmana esir düşmektense silahındaki tek kurşunu şakaklarına dayayıp onurluca ölmesi gibi ben de varlığında ölümü kutsuyorum dudaklarıma... Ya ölüm olmalıydım dudaklarında ya da son nefes olmalıydım soluduğun canda..

Gittiğin günden beri içimdeki cocuğu dinlemiyorum. Sus pus her şey. Artık dört duvar arasında körebe oynuyorum yalnızlığınla. Gittin, taş kesildi kirpiklerim. Gözbebeklerimden tek bir damla bile düşmüyor topraklara…Oysa bağrımı iki ayırıp bir baksan yüreğime, canımın ne kadar acıdığını o zaman anlardın..Görmüyorsun gözbebeklerimin kuruyup yüreğimin delice ağladığını. Yağmurlarla yarışa giriştim, tel tel yalnızlığıma hediye ediyorum yüreğimin çığlıklarını. “ Erkek adam ağlamaz “ sözüne inat yüreğim kan ağlıyor her gece..Yüreğimden akan her damla senin mutluluklarına duacı olsun, yalnızlığın ayak ucuna düşen her kelimem sana helali hoş olsun. Çünkü ben gidişlerine ömrümü adayacak kadar sevmiştim seni.. Sen beni sevmesen de, ben seni ilk gün ki gibi hala seviyorum…

Belirtmeden geçemiyeceğim sevgili; giderken sadece bendeki seni götürmedin ki; karakışa inat yüzüme baharları serpiştiren o kız çocuğunu, buram buram rüzgarla yüreğimin derinliklerine esen yağmur kokusunu da götürdün yanında. Gitmiştin, gözyaşlarını ellerimle silememişken aramıza dağlar örülse ne olur. Farkındayım; bir ömür uzaktasın bana. Şimdi hangi mevsimin hangi baharını yaşamaktasın ? Hangi rüzgarın koynunda yaralarını sarmaktasın. ? Bilemiyorum ve bilmekte istemiyorum. Bildiğim tek birşey var; sen hala bendesin. Sendeki beni öldürsen de , sen hala damarlarımda gezinen alyuvar sıcaklığında bana gülümsemektesin.. Giden sen olmana rağmen bendeki, yüreğimdeki adın hiçbir zaman değişmedi. Adımı unutsan da, bendeki ölümsüz sevdan hiçbir zaman satırlara bir ikindi vakti gömülmedi. Lakin gittiğin günden beri hayatla aram pek iyi değil açıkcası. Yalın ayak yürüyorum dikenlerin üzerinde. Acılarımı acılarınla devşiriyorum..İleebed yaşamaktan gurur duyduğum gözyaşlarından bir sonbahar günü sıcak gülüşlerine taşınıyorum. Anla sevgili. Yalnızlığın dururken kapımda , kan bürümüş çığlıklarımı satıyorum ayazlara.. Karşılığında sadece senin bensiz de mutlu olduğunun haberlerini istiyorum. Bensiz uzaklarda mutlu olman benim yaşama sebebim sevgili..Son sözüm; her zaman hayata gülümse. Acılarına kefil olmuşken ne olur hayat denilen ipe sımsıkı tutun. Gülüşlerin mutluluklara adanmışken, sen her zaman hayatı sev. Ve hiçbir zaman ağlama sevgili. Çünkü; mutlulukların, yaşama sebebim iken; gözyaşların bedenime kefen olur....


Bir şarkı takılır dudaklarıma. Hatıralar düşer ayak uçlarıma...Sonra da yokluğun kanar dudaklarımda. Yoksundur artık, kimliksiz rüzgarlara bel bükerim. Çünkü, sen yoksun yanımda..İsyanlara bilenirim yalnızlığın kanayan yüzünde. Sen yoksundur artık, her gece karanlığa bürünür. Her yağmur sonrası gülüşlerin takılır göz ucuma. Gökten tel tel senin yağmanı dilesem de iliklerime kadar yalnızlığınla ıslanırım…Borana tutulurum sonbahar gecelerinde. Yalnızlığın bayat dudaklarına sürülür kirpiklerim. Sana özlemim kanar avuçlarımda. Gözyaşlarım sel olur akar toprağa. Gün olur ölümsüzlüğüne düşer kelimelerim…Ama hiçbir zaman pes etmem yokluğuna. Savaşırım kanımın son damlasına kadar. Ansam da adını, dudaklarımda saklasam da dudaklarını, kahkahalarına sarılmış intiharlarımı satır satır usumdan akmasına engelleyemem bir türlü.. Seninle başladı yüreğime kilit vurup ölüme susmalarım..Pervasız fırtınalara yenik düşer yalnızlığım. Evlat edinirim karanlıkları sensizliğin mateminde. Sensiz baktığım dipsiz kuyuyu andırır bana. Artık her rüzgar yalnızlığı çarpıyor yüzüme. Her dalga karanlığı….Sen gittin içimdeki aşkı, yüreğimdeki canı kaybettim…

Bir gün sensiz ölmenin acısını bırakacağım satırlara.. Tabutum olacak gözbebeklerinden düşen gözyaşın. Kefenim olacak susmaların. Şimdi varlığının kepenklerini indirip sensizliğinde uyumaya gidiyorum. Ve sabah kalktığımda değişen bir şey olmayacak.. Her zaman ki gibi acılar düşecek paydalarıma..Uyandığımda perdelerime hep yokluğun doğacak tıpkı gecelerimin alnına yalnızlığın soğuk çığlıkları örtüldüğü gibi..Yoksun işte.. Canım acıyor sadece. Neden diye sorma.. Sadece yoksun. Soluyor taze baharlarım.. Sebep arama ne olur. Sadece yokluğun ile varlığın arasında yavaş yavaş ölüyorum; ötesi yok inan.

Bir tek adın kaldı dudaklarımda,
Bir de gözlerimde hatıraların...
Hani dik duracaktık acıya,
Hani aynı yürekle gülüp
Aynı gözlerde ağlayacaktık sevdaya...
Şimdi yalnızlığın ipi geçti boynuma.
Yokluğun yüklendi kanbur sırtıma...

Bir tek acıların kaldı gözyaşlarımda..
Güneşi bile ağlatacak acıların..
Oysa ben yemin etmiştim,
Acıların icin sırtımı semer bileceğim diye.
Söz vermiştim,
Sensiz ölmeyeceğim diye...
Şimdi sensizlik duruyor başucumda..
Şimdi ayazlar yüregimi sorguluyor,
Ayrılığınla yüzüme vurduğun kapımda..

Söyle ne olur...
Beni unuttuğunu söyle...
Çığlığa çığlığa
Beni hiç sevmediğini haykır..
Yeminlerinin sahte olduğunu,
Ölüm sevginin yalandan ibaret olduğunu vur yüzüme...
Söyle hadi...
Yemin olsun ki,
Bir damla gözyaşı düşmez artık..
Çünkü gittiğin gün,
Ben, ayak uçlarında
" Sana " ölmüştüm sevgili..


" Unutma ki; ölenler, hiçbir zaman yaşayanlar icin gözyaşı dökemezler..."

 
No list items have been added yet.
by 
More...
by 
More...

canan

Occupation
Location
Interests
FELSEFEM

İnsan: Hem yaratıcı hem yıkıcı

Hayat: Tesadüfler çemberi

Ailem: Alıp verdiğim nefesimin kaynağı

Çoçukluk: Çoçuk olmak ne güzel. Ama hep çoçuk kalınmıyor. O zaman bizler de içimizdeki çoçuğu yaşatalım.

Güneş: Işık, ümit

Gözler: Derinlik ve mana

Yıldızlar: Geceyi süsleyen ışık kaynağı

Güzellik: Güzellik benlikte saklıdır.

Sevgi: İnsanı hayata bağlayan sevgidir.

Aşk: Yaşamaya değer.

Dost: En büyük dostumuz kendimizdir. Bundan ötesine ulaşabilene ne mutlu.

Para: Önemini anlatmaya gerek var mı ?

Bilgisayar: Onsuzluğu düşünmek bile zor.

Din: İnsanoğlunun ihtiyaç duyduğu inanç yolu

Zaman: Yakalanması mümkün olmayan tek şey.

Erkekler: Erkeklerde ağlar.

Kadınlar: Onlar bir güldür. Bir de dikenleri olmasa

Savaş: Doyumsuzluğun getirdiği felakattir. Son bulmalıdır.

Ağlamak: İnsanı rahatlatır.

Deniz: Dalgasıyla çoşar derinliğiyle yaşarım.

Doğa: Tüm güzellikler ondadır.

Hırs: Esiriyim.

Ayna: Dünya.
Rüya: Çözemediğim bir alem.Futbol: F E N E